HOŞ GELDİNİZ

7/5/2009

Pol Pot (1928 - 1998)

 

 

  Asıl adı Saloth Sar olan ve 1928'de Kompong Thom şehrinde çiftçi bir ailenin çocuğu olarak dünyaya gelen Pol Pot, Demokrat Parti'ye hizmetlerinden dolayı Fransa'da elektronik eğitimi almak için burs kazandı. Fransa'da bulunduğu sırada komünizme ilgi duyan, Tito devrindeki Yugoslavya'da komunist gençlik kamplarında eğitim gören Pol Pot, eğitimini yarıda bırakarak Kamboçya'da öğretmenlik yapmaya başladı.

1963 yılında ise ormanlık bölgelere çekilerek KIZIL KMERLER  olarak bilinen gerilla teşkilatını kurup organize etti. 1970'teki askeri ihtilal sonucu iktidardan uzaklaştırılan ve Kamboçya'nın kralı Sihanouk ile işbirliğine girerek askeri idareye karşı hareket başlattı ve 1975'te General Lon Nol yönetimindeki askeri idareyi devirerek başbakan oldu.

KANLI REJİM

Başbakan olmasına rağmen bütün idareyi elinde bulunduran Pol Pot, birliklerinin başkent Phnom Penh'i işgal etmesiyle asıl yüzünü gösterdi ve katliamlarını sergilemeye başladı. Şehirde yaşayan herkesi pirinç tarlalarında çalışmaya zorlayan Pol Pot, bütün okulları kapattı.

Yaşlı-genç-çocuk-kadın-erkek ayırımı yapmaksızın yüzbinlerce insanı işkencehanelere dönüştürülen okullarda, komünist idareye karşı olduklarını itiraf ettirdikten sonra ölüm tarlalarına sürdü.

 

1979'da Vietnamlılar tarafından desteklenen Hun Sen önderliğindeki bir hareketle başkentten uzaklaştırılan Pol Pot ve Kızıl Kmerler, iktidarda oldukları süre içinde Kamboçya kaynaklarına göre yaklaşık 7 milyonluk nüfusun 3 milyon 300 binini katlettiler.

Yine bu dönemde yüzbinlerce ev, binlerce okul, hastane, Budist-Hiristiyan-Müslüman ibadethaneleri yerle bir edildi. Ve bu donemde tüm dünyada 'Bir Numaralı Düşman Kardeş' olarak yadedilmeye başlandı.

1979'dan 1997 Temmuzuna kadar Kamboçya'nın Çin ve Tayland sınırındaki ormanlık bölgede gerilla hareketine devam eden Pol Pot'un bu ülkeler tarafından desteklendiği iddia edildi.

1997 Temuzunda Kral Sihanouk'un oğlu Prens Ranaridh'e bağlı kuvvetlerle isbirligi yaparak başkenti ele geçirmeye çalısan Pol Pot'a bağlı Kızıl Kmerler, eski başbakan Hun Sen'e bağlı hükümet kuvvetlerince püskürtüldü.Son basarisiz girişiminden dolayı yandaşlarınca omur boyu ev hapsine mahkum edilen Pol Pot'un sağlık durumu da gittikçe kötüye gitmeye başladı.

Ölümünden yaklaşık olarak bir hafta önce Tayland hükümeti Pol Pot'u yakaladığı halde, 'başka ülkenin içişlerine müdahale olur' ve 'Çin'le ilişkilerimiz bozulur' gerekçesiyle serbest bıraktı. Dönemin ABD Başkanı Bill Clinton ise, Pentagon'a Pol Pot'un derhal yakalanarak milletlerarası bir mahkemede yargılanması emri verdi.

Pol Pot 14 Nisan 1998 de kalp krizi sonucu öldü. Bu açıklama Kızıl Kimerler tarafından yapılmıştı ve dünya kamuoyu bu açıklamaya pek de itibar etmemişti.

Pol Pot ölümünden birkaç ay önce kendisiyle yapılan bir röportajda, milyonlarca insanın oldürülmesiyle alakalı vicdanen rahat olduğunu, bunları kendi basına yapmadığını açıklamıştı.

27/2/2009

Talat Paşa

Mehmet Talat Paşa (1874-1921) İttihat ve Terakki kurucularından ve önde gelen siyasetçilerindendir. Meclis Vekilliği, Dahiliye Nazırlığı, Posta Vekilliği ve 1912'de Sadrazamlık yapmıştır.
Talat Paşa, 1874 yılında Edirne'de doğdu. İlk öğrenimini Vize ilçesinde yaptı. Edirne Askeri Rüştiyesini bitirdikten sonra Edirne Posta ve Telgraf idaresinde katiplik, Alyans İsrail Mektebi'nde Türkçe öğretmenliği görevlerinde bulundu. Çok genç yaşlarda siyasetle ilgilenmeye başladı, Sultan İkinci Abdülhamid Han’a karşı mücadele eden jöntürklerin çalışmalarına katıldı. Bir süre sonra tutuklandı. Selanik'te Posta ve Telgraf Müdürlüğünde memurluk ve başkatiplik yaptı.
İttihat ve Terakki Fırkası adını alan Osmanlı Hürriyet Cemiyeti'ni kurdu. Selanik’te mason locasına girdi. Masonların ve onlar arasındaki yahudi ve Sabetaycı dönmelerin etkisini İttihad ve Terakki örgütlenmesi için kullandı. İttihad ve Terakki kışkırtıcılığını geniş alanlara yaydı. İki defa İstanbul'a giderek İttihad ve Terakki Cemiyeti'nin şubesini kurdu ve teşkilatlandırdı. İkinci Meşrutiyet'in ilanında milletvekili oldu. Hüseyin Hilmi Paşa kabinesinde İçişleri Bakanlığı’na getirildi, Babıali Baskını’nı düzenleyenler arasında yer aldı. Edirne'nin Bulgarlar tarafından ele geçirilmesinden sonra ordunun harekete geçerek şehri geri almasından sonra Bulgarlarla İstanbul'da yapılan barış görüşmesini birinci delege olarak katıldı. 1917 yılında sadrazamlığa yani başbakanlığa getirildi.
Birinci Dünya Savaşı'ndan çekilen Rusya ile Breslitowsk'da yapılan barış antlaşmasına Osmanlı Devleti adına katıldı. Temmuz 1918'de sadrazamlıktan ayrıldı. Birinci Dünya Savaşı'nın Osmanlı Devleti için büyük bir yenilgi ile sonuçlanmasından sonra Ahmed İzzet Paşa'ya bıraktığı mektupta, millete karşı hesap vermek üzere geri geleceğini, gerekirse mahkemeye de çıkacağını bildirerek ülkeden ayrıldı.
15 Mart 1921'de bir Ermeni tarafından Berlin'de öldürüldü ve Berlin'deki Türk Mezarlığına gömüldü. 1943'te kemikleri İstanbul'a getirilerek Şişli'de Hürriyet-i Ebediye tepesinde toprağa verildi. Talat Paşa'nın Meşrutiyet ve I. Dünya Savaşı yıllarını ele alan anıları ölümünden sonra "Talat Paşa'nın Hatıraları"(1958), "Talat Paşa'nın Anıları" (1986, 1990) adı altında yayımlandı.

Talat Paşa'nın Masonluğu
Türkiye Büyük Locası'nın ilk Büyük Üstadı olan Talat Paşa, Masonluğa, İttihat ve Terakki hareketinin başladığı ve kurucuları ile üyelerinin büyük kısmının bulunduğu Selanik'teki Macedonia Risorta Locası'nda 1903 yılında başlar. Bir sene sonra, Veritas Locası'na geçer ve burada II. Nazırlık görevinde bulunur. Veritas Locası, 23 Temmuz 1909'da İkinci Meşrutiyet'in ilanından sonra Selanik'te yapılan kutlamalara regalyalarıyla katılmış bir locadır.
1909 yılında, 33.dereceye yükseltilir ve Türkiye Yüksek Şurası'nın başına getirilir. Bu esnada İstanbul'da çalışan Vatan Locası'nın kurucuları arasında yer alır. Aynı yıl içinde kurulan Türkiye Büyük Locası'nın Büyük Üstatlığına da getirilen Talat Paşa, bu görevini artan siyasi görevleri ve hazırlandığı Sadrazamlık vazifesi sebebiyle 1910 yılında devreder.
Sadrazam olduğu dönemde kendisine Mason olduğu yönünde yapılan sataşmalara, kürsüden şöyle yanıt vermiştir:

"... Şahsım hakkında bir itham da Mason olduğumdur. Evet, Masonum. Nasıl Bektaşiliği, milli bir tercih yolu olarak kucakladımsa, Masonluğu da alem şümul bir beşeri muhabbet ve uhuvvetin bütün insanlık için saadet ve huzuru temin ve tesis edecek yolun, daha çok fikri irşat membalarından telakki ve kabul ettim. Böylesine alem şümul muhabbet ve uhuvvete milletimi layık ve bu faziletin onun zatında mündemiç olduğuna inanarak, Osmanlı Masonluğu'nun Maşrık-ı Azamlığını kemal-i fahr ile kabul ve ifa ettim...

27/2/2009

Prof. Dr. Necmettin Erbakan


29 Ekim 1926 yılında Sinop'ta doğdu. Babası Adana'nın Kozan ve Saimbeyli bölgesinde yaşamış olan Kozanoğullarından Mehmet Sabri Erbakan. Ağır ceza reisi olan babasının birçok yerde görev yapmış olması dolayısıyla çocukluğu muhtelif Şehirlerde geçen ERBAKAN'ın annesi de Sinop'un tanınmış ailelerinden birinin kızı olan Kamer Hanım'dır.
Necmettin ERBAKAN ilkokul'a Kayseri Cumhuriyet İlkokulu'nda başladı, babasının Trabzon'a tayin olması dolayısıyla ilkokul öğrenimini burada okul birincisi olarak tamamladı. 1937 yılında ilk tahsilini tamamladıktan sonra aynı yıl İstanbul Erkek Lisesi'nde orta tahsiline başladı. İstanbul Erkek Lisesi'ni 1943 yılında birincilikle bitirdi.
1948 yılı yaz döneminde İTÜ Makine Fakültesi'nden mezun olan ERBAKAN aynı yılın 1 Temmuz'unda Makine Fakültesi Motorlar Kürsü'nde asistan olarak göreve başladı.
1948-1951 yılları arasındaki bu 3 yıllık asistanlık döneminde o zaman doktora tezine tekabül eden yeterlilik tezini hazırladı. Sınıflarda ders vermek doçent ve profesörlerin yetkisinde olmasına rağmen kendisi asistan olduğu halde ders vermesine izin verilmiştir. Yeterlilik tezindeki başarısından dolayı üniversite tarafından 1951 yılında Aachen Teknik Üniversitesi'nde ilmi araştırmalar yapmak, bilgi ve görgüsünü artırmak üzere Almanya'ya gönderilen ERBAKAN, Alman ordusu için araştırma yapan DVL araştırma merkezinde Profesör Schimit ile birlikte çok başarılı çalışmalar yaptı.
Aachen Teknik Üniversitesi'nde çalıştığı 1.5 yıl süre içerisinde, bir tanesi doktora tezi olmak üzere 3 tez hazırlayan ERBAKAN, Alman üniversitelerinde geçerli olan "DOKTOR" unvanını aldı.
Alman Ekonomi Bakanlığı için motorların daha az yakıt yakmaları konusunda araştırmalar yaparak rapor veren ve bu arada da doçentlik tezini hazırlayan ERBAKAN'ın "Dizel motorlarda püskürtülen yakıtın nasıl tutuştuğunu" matematiksel olarak izah eden bu tez, Alman ilim çevrelerinde büyük yankı uyandırdı. Tezin mecmualarda neşredilmesi üzerine o tarihte Almanya'nın en büyük motor fabrikası olan DEUTZ motor fabrikalarının umum müdürü Prof. Dr. FLATS tarafından Leopar tanklarının motorları ile ilgili araştırmalar yapmak üzere bu fabrikaya davet edildi. Alman Ekonomik Bakanlığı'nın RUHR sahasındaki fabrikalar üzerinde araştırma yapmak için görevlendirilen heyette kendisinin de yer almasının istenmesi üzerine 15 gün RUHR sahasındaki bütün Ağır Sanayi fabrikalarını gezip inceleme fırsatı buldu.
II. Dünya Harbi'nden sonra Alman üniversitelerinde ilk Türk ilim adamı olan ERBAKAN, 1953 yılında doçentlik imtihanını vermek üzere İstanbul'a döndü. İmtihan sonucunda 27 yaşında Türkiye'nin en genç doçenti olma başarısını gösteren Necmettin ERBAKAN, araştırmalar yapmak üzere tekrar Almanya'nın DEUTZ fabrikalarına gitti. Burada 6 ay süreyle motor araştırmaları başmühendisi olarak, Alman ordusu için yapılan araştırma çalışmalarına katıldı.
1953'ün Kasım ayında İstanbul Teknik Üniversitesi'ne dönen ERBAKAN, Mayıs 1954 - Ekim 1955 yılları arasında askerlik görevini ifa etti. İstanbul Kağıthane'deki 6 aylık yedek subay öğreniminden sonra Halıcıoğlu'ndaki istihkam bakım bölüğünde 6 ay asteğmen, 6 ay da teğmen olarak makinelerin bakım ve tamiratları kısmında görev yaptı.
Askerlik görevinden sonra tekrar üniversiteye dönen Necmettin ERBAKAN 1956 yılında Türkiye'de ilk yerli motoru imal edecek olan, 200 ortaklı Gümüş Motor A.Ş.'yi kurdu. ERBAKAN da böyle bir fabrika kurma fikri Almanya'da çalışmaları esnasında, Türkiye Zirai Donatım Kurumu'nun sipariş verdiği motorları görünce iyice uyanmıştı.
Yurda dönünce bu çalışmayı başlattı. Ve bugün Pancar Motor adı altında çalışan fabrikanın temelini 1 Temmuz 1956'da attı. Gümüş Motor fabrikasında seri imalat 1 Mart 1960 tarihinde başlamıştır. 1960 yılında Ankara'da yapılan Sanayi Kongresi'nde Gümüş Motor'un yaptığı imalatları sunan ERBAKAN "Yeni hedef otomobillerin Türkiye'de yapılmasıdır" fikrini ortaya atmış, o zaman yönetimde olan askerler tarafından revac bulan bu fikir üzerine Eskişehir Demiryolları CER atölyesinde "DEVRİM OTOMOBİLİ" adıyla ilk yerli otomobil ERBAKAN tarafından imal edilmiştir. Askeri yönetim Gümüş Motor fabrikasını gezmiş, büyük ilgi ve heyecan duymuşlar, bunun üzerine 200'e yakın General ve üst rütbeli subaya ERBAKAN tarafından bir Sanayi Konferansı verilmiştir.
1965 yılında profesör olan ERBAKAN, Şubat 1966'da Odalar Birliği Sanayi Dairesi Başkanlığına getirildi. Daha sonra Genel Sekreter olan ERBAKAN, 1968 Mayıs'ında Odalar Birliği İdare Heyeti Üyesi, Mayıs 1969'da da Odalar Birliği Başkanı oldu.
Necmettin ERBAKAN 1967 yılında evlendi. Sanayiye gerekli ilginin gösterilmemesi üzerine siyasete atılmaya karar verdi. ERBAKAN, 1969 seçimlerinde Konya'dan bağımsız olarak adaylığını koydu ve seçilerek Meclis'e girdi.
24 Ocak 1970 yılında Milli Görüş'ün ilk partisi olan Milli Nizam Partisi'ni kuran ERBAKAN, 1971 Nisan'ında ihtilal yönetiminin de baskısıyla, Milli Nizam Partisi kapatıldı. Daha sonra 11 Ekim 1972 tarihinde kurulan Milli Selamet Partisi, ERBAKAN liderliğinde girdiği 1973 seçimlerinde % 12 oyla 48 Milletvekilliği ve 3 Senatörlük kazanarak 51 parlamenterle Meclis'e girdi.
1974 yılı başında kurulan MSP-CHP koalisyonunun bozdurulmasından sonra kurulan dörtlü koalisyonda da yer alan MSP'nin Genel Başkanı yine Başbakan Yardımcılığı ve Ekonomik Kurul Başkanlığı görevlerini üstlendi. 5 Haziran 1977 seçimlerinden sonra kurulan 3'lü koalisyonda da bu görevini devam ettiren ERBAKAN liderliğindeki MSP, böylece toplam 4 yıl süreyle hükümet ortağı oldu.
1978 yılı başında 12 Eylül 1980'e kadar muhalefette kalan MSP'nin Genel Başkanlığını yürüten Necmettin ERBAKAN, 12 Eylül İhtilali'nin getirdiği yasaklarla Eylül 1987 yılına kadar politikadan uzak kaldı. Eylül 1987'deki referandumla yeniden siyasi haklarını elde eden ERBAKAN, 19 Temmuz 1983 tarihinde kurulmuş olan Refah Partisi'nin, 11 Ekim 1987 tarihinde yapılan kongresinde oy birliği ile Genel Başkanlığa seçilen Necmettin ERBAKAN 20 Ekim 1991 seçimlerinde Konya'dan yeniden Milletvekili seçildi.
1995 genel seçimlerinde tekrar Konya'dan Milletvekili seçilerek meclise girdi. Bu seçimlerde Refah Partisi %21.7 ile birinci olmuştur. Bunun üzerine 28 Haziran da hükümeti kurma görevini alarak 7 Temmuz da güvenoyuyla Türkiye'nin Başbakanı olmuştur. Koalisyon hükümeti sırasında halkın desteğini alan bir çok önemli başarının yanında uluslararası alanda gelişmekte olan 8 ülkenin işbirliğine öncülük yaparak büyük bir gayretle bir yıl gibi kısa bir sürede D-8 (Development-8) oluşumunu meydana getirmesi önemli bir olaydır.
1998 yılı Şubat ayında Genel Başkanı olduğu Refah Partisi’nin kapanmasıyla 5 yıl siyasi yasaklı hale gelemiştir.
Evli ve 3 çocuk babasıdır.
12 Eylül'de bir süre İzmir Uzunada'da gözaltında tutuldu. 15 Ekim 1980'de 21 MSP yöneticisiyle birlikte 'MSP'yi illegal bir cemiyete dönüştürmek ve laikliğe aykırı davranmak ' suçlamasıyla tutuklandı. 24 Temmuz 1981'de serbest bırakıldı ve beraat etti. 1982 Anayasası gereğince 10 yıl siyaset yapma yasağı aldı. 1987'de halk oylamasıyla tekrar siyasete döndü. 19 Temmuz 1983'te kurulan Refah Partisi'ne daha sonra genel başkan seçildi. 1991 seçimlerinde Konya'dan milletvekili oldu. 1995 seçimlerinde 158 milletvekili ile birinci parti oldu.
DYP-ANAP kaolisyonu başarısız olunca DYP ile kurduğu REFAHYOL hükümetinde 28 Haziran 1996'da başbakan olarak göreve başladı.
21 Mayıs 1997'de Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı Vural Savaş, RP'nin kapatılması için Anayasa Mahkemesi'ne başvurdu ve RP kapatıldı.

 

26/2/2009

Ariel Şaron


Ariel Şaron, 1928’de doğdu. 14 yaşında İsrail Ordusu’na girdi. Şaron, ordu bünyesinde özel komando birliği kurarak ülke güvenliğinin korunmasında etkin görev üstlendi. Tel Aviv Üniversitesi’nde hukuk öğrenimi gören Ariel Şaron’un komutasındaki İsrail askerleri 1953 yılında bir Filistin köyünü basarak 60 sivili katletti. Tarihçilere göre Şaron, bu saldırı sırasında askerlerine 'herkesi öldürün' emri verdi.
Arial Şaron 1967’deki 6 Gün Savaşı’nda yer aldı ve 1972’de ordudan ayrıldı. Aradan 1 yıl geçmeden 6 Ekim 1973’de, Mısır’ın tüm Sina Yarımadası’nı aldığı büyük zaferiyle sonuçlanan, İsrail’in en büyük dini bayramına denk gelen Yom Kippur Savaşı’nda orduya geri çağrıldı. Knesset’e 1973’te seçilen Şaron, 1 yıl sonra istifa ederek dönemin Başbakanı İzak Rabin’e güvenlik danışmanı oldu. Arial Şaron 1982 yılında Savunma Bakanı oldu. Ve 18 Eylül 1982'de Şaron, İsrail Ordusuna "Filistin mülteci kamplarının yerle bir edilmesi" emrini verdi. Saldırı sonucunda 600 filistinli ölürken, 1800 filistinlinin kayıp olduğu açıklandı. Filistin kaynakları hiçbir iz bırakmadan kaybolan sivillerin Falanjist milisler ve İsrail askerleri tarafından öldürüldükten sonra gizlice gömüldüğünü iddia etti. Şaron, otobiyografisinde, katliam emirlerinin bazılarını kabul etti ve bunları 'hata' olarak nitelidi. 1983 yılında hakkında soruşturma açıldı. Şaron, Sabra ve Şatilla katliamlarından 'dolaylı olarak sorumlu' bulundu ve bakanlık görevinden azledildi. Ama Şaron, İsrail sağı için her zaman popüler bir sima olmayı başardı.
Şaron Yerleşim Bakanı olduğu doksanlarda Batı Şeria ve Gazze'de 1967 işgali sırasında alınan bölgeleri yerleşime açtı. 1996 yılında Netanyahu iktidara geldiğinde onu da kabineye alması için yoğun baskıyla karşılaştı. 1998 yılında dışişleri bakanı oldu. 1999 yılında Netanyahu'nun seçim hezimetinin ardından Likud liderliğine geldi. Gelir gelmez de kışkırtıcı faaliyetlere başladı. Müslümanlarca kutsal olan Mescid-i Aksa’ya yürüdü ve bu konuda kışkırtıcı açıklamalar yaptı.
Şubat 2001 tarihnde seçmenlerin ancak %60’nın oy kullandığı seçimlerde %60’lık bir oyla iktidara geldi. İktidara gelmesi tüm dünya tarafından tedirginlikle yarattı. Gazeteci Phil Reeves bu konuda şunları söylüyordu:

“73 yaşındaki Likud lideri Ariel Şaron, şubat ayında ülkenin başına geçti ve 1983’teki Şabra-Şatilla katliamlarıyla ilgili soruşturmanın onu küçük düşürmesinin ardından, bir daha İsrail’e lider olamayacağını düşünenleri şaşırttı. Yoğunlaşan şiddetten bıkan ve hükümetin yürüttüğü mükemmel halkla ilişkiler kampanyasıyla ikna olan İsrailli seçmenler, kendilerini güvene kavuşturarak Yaser Arafat’a sert çıkacağını düşündükleri bu adama döndüler. Şaron, beklenmedik bir farkla, 21 aydır başbakan olan Ehud Barak’ı gönderip iktidara geldi. Artık eski düşmanı Yaser Arafat ile yüz yüzeydi. Bölgenin kaderi, iki yetmişlik adamın elindeydi: Filistinlileri askeri güçle hizaya sokabileceğine inanan inatçı bir İsrail ideoloğu, eski bir general ile, Batı ile ilişkilerini düzeltmek ve sokakta giderek yükselen radikal dalga arasında sonsuz bir mücadeleye kilitlenen değişken Filistin lideri.”

Şaron 2001 yılı sonu ve 2002 başında izlediği politikalarla bu tedirginlikleri boşa çıkarmadı. Zeevi suikastını bahane ederek filistin yerleşim bölgelerini bombalatan Şaron, çocuk, kadın demeden bir çok filistinlinin de ölmesine neden oldu. 2002'nin Şubat ayında ise geniş bir harekat başlatırken, mülteci kamplarına da saldırı emri verdi. Gazze’deki mülteci kamplarına yönelik gerçekleştirdiği operasyonlar sırasında da 24 Filistinli öldü.

26/2/2009

İsmet İnönü


1884 yılında İzmir'de doğdu. İlk ve orta öğrenimini Sivas' ta tamamladıktan sonra Mühendishane İdadisini (Askerî Lise) bitirdi. 1903 yılında Kara Harp Okulu'ndan, 1906 yılında Harp Akademisi' nden mezun olarak, ordunun çeşitli kademelerinde görev yaptı. 1910-1913 yılları arasında Yemen İsyanı'nın bastırılması harekâtına katıldı. Bu ve bundan önceki görevlerinde hudut problemleri ve asilerle yapılan anlaşmalarda başarılı hizmetleri ve meslekî özellikleriyle dikkati çekti.
Birinci Dünya Savaşı sırasında Kafkas Cephesi'nde Kolordu Komutanı olarak Atatürk'ün emrinde çalıştı ve öğrencilik yıllarından beri devam eden dostlukları ile devletin geleceği hakkında ortak fikirleri gelişti. Suriye Cephesi'nde savaştı; Millî Mücadele sırasında Atatürk'ün en yakın silâh arkadaşı olarak çalıştı. Edirne milletvekilliği ve bakanlık yaptı. Albay İsmet Bey, mebusluk ve bakanlık da uhdesinde kalarak Garp Cephesi Komutanlığı'na getirildi. 25 Ekim 1920'den sonra Batı Cephesi Komutanı olarak Çerkez Ethem isyanını bastırdı. Birinci ve İkinci İnönü Savaşlarını yönetti. Tuğgeneral rütbesine yükseldi.
Sakarya Meydan Savaşı ve Büyük Taarruz'dan sonra kazanılan zafer üzerine Mudanya Mütarekesi'nde Büyük Millet Meclisi'ni temsil etti. Lozan Barış Konferansı'na Dışişleri Bakanı ve Türk heyeti başkanı olarak katıldı. 24 Temmuz 1923'te Lozan Andlaşması'nı imzaladı. Cumhuriyetin ilânından sonra 1923-1924 yıllarında ilk hükûmette Başbakan olarak görev aldı, 1924-1937 yılları arasında bu görevini sürdürdü.
İnönü, Atatürk İnkılâplarının gerçekleşmesinde ve Türkiye Cumhuriyeti'nin sağlam temeller üzerine oturtulmasında Atatürk'ün en yakın mesai arkadaşıydı. Atatürk'ün ölümünden sonra, 1938 yılında, TBMM tarafından Türkiye'nin ikinci Cumhurbaşkanı olarak seçildi. İkinci Dünya Savaşı sırasında Türkiye'yi savaş felâketinin dışında tutmayı başardı. Savaştan sonra çok partili siyasî rejime geçilmesine büyük destek oldu. 1950 yılında, yapılan seçimleri kaybettikten sonra, 1960 yılına kadar Ana Muhalefet Partisi Başkanı olarak siyasî yaşamını sürdürdü. 27 Mayıs harekâtından sonra Kurucu Meclis üyeliğine seçildi ve 10 Kasım 1961 tarihinde Başbakanlığa atandı. 1965 yılında bu görevden ayrıldıktan sonra milletvekili olarak siyasî yaşamına devam etti.
1972'de Parti Genel Başkanlığı ve milletvekilliğinden istifa ederek; ölünceye kadar (25 Aralık 1973) Anayasa gereğince Cumhuriyet Senatosu tabiî üyeliği görevinde bulundu.  

24/2/2009

Silvio Berlusconi

İtalyan multi-girişimci Berlusconi 80'li yıllarda milyarları bulan servetiyle medya imparatorluğuna yükseldi. Forza Italia adlı siyasal hareketin şefi Berlusconi, 1994'te ülkesinin başbakanlığına getirildi.
Milanolu bir banka memurunun oğlu olan Berlusconi, liseyi bitirdikten sonra doğduğu kentte hukuk okudu. Kısa bir süre Milano'da bir inşaat şirketinde çalıştıktan sonra, 24 yaşına geldiğinde Holding Cantieri Riunti Milanesi adı altında kendi inşaat firmasını kurdu.
Berlusconi 60'li yılların ortasında Milano'da büyük çapta uydu siteler için yapı plânları geliştirerek, Kuzey İtalya'nın bu metropolünde gerekli kentleşmeye katılabilmek için elinden geleni yaptı. Kurduğu mahalle ile umduğu parasal başarıyı elde etti. Bunun ardından 70'li yıllarda öncelikle prestijini artıran kongre ve alışveriş merkezleri inşa etti.
Berlusconi'nin gizli tutkusu medya sektörüne yönelikti. Kendisi tarafindan tasarlanan bir uydukent için, bizzat kendisi tarafindan yayını yapılan yerel bir kablolu televizyon pogramı tesis ettikten sonra, 70'li yılların ortasında bazı televizyon kanallarına ortak oldu. İlk özel girişimci olarak ülke çapında bir program sunmaya yönelik hedefini, İtalyan yasaları bu alanda kamusal/hukuksal bir tekel öngördükleri için, gerçekleştiremedi. Berlusconi kendi Kanal 5'i aracılığıyla, yerel kanal sahipleriyle birer sözleşme imzalayarak, hepsinin aynı anda kendisinin öngördüğü programı yayınlamalarını sağlamakla, bu kuralı çiğnemenin yolunu buldu. Medya yasasının bu şekilde çiğnenen fikrası kısa bir süre sonra kaldırıldı.
TV zincirini kârlı bir iş haline getirmesini bilen becerikli reklam stratejisi uzmanı Berlusconi, izleyen zamanda başka televizyon istasyonları satın aldı (1983: Italia Uno; 1984: Rete Quattro) ve bunları 1982'de kurduğu Fininvest SpA Holding altında birleştirdi. Bu şekilde İtalya piyasasına hakim özel televizyoncu olma pozisyonuna erişen Berlusconi, 80'li yılların ortasında uluslararası alana yayılarak önce İspanya, Fransa, Almanya (Tele 5) ve Kanada'da televizyon kanallarına ortak oldu.
Berlusconi bunların dışında kuruluşunu çeşitli branşlara yöneltti. Film şirketlerine yatırım yaparak kendi film dağıtım şirketini kurdu. İtalyan büyük mağazacılık ve emlak piyasasına el attı. İtalyan futbol kulübü AC Milano'yu devralarak onu izleyen yıllarda Avrupa'nın en etkili kulübü haline getirdi. 1989'dan sonra giderek basın medyası alanına yayıldı. Ülkesinin başta gelen yayınevlerinden biri olan Mondadon'den hisse alarak, ardından yaptığı sert tartışmalar sonucu yayınevinin bazı bölümlerinin denetimini garanti altına aldı.
Berlusconi'nin holdingi 90'lı yılların başında 12-13 milyar DM tutarında bir ciroya erişmekle birlikte yaklaşık 4 milyar DM'lık taahhütleri (borçları) (1993) da bulunmaktaydı. Bu medya devinin giderek büyümekte olan gücünden korkan hükümet, 1990'da yeni bir medya yasası çıkarttı. Bunun üzerine beş çocuk babası (iki evliliğinden) Berlusconi 11 Giornale adlı bölgelerarası gazetedeki hisselerini, üç televizyon kanalının da sahibi olduğu için, satmak zorunda kaldı.
İmparatorluğunda yeni bir yapılanmaya giden Berlusconi, 1993 sonunda Fininvest'in yayınevi sektörünü borsaya sokan Franco Tato'yu yönetici olarak görevlendirdi. 1993 ortalarında politikaya atılan Berlusconi, holdinginin yöneticiliğini çok güvendiği yakını Fedele Ctinfalönieri ye devretti. Forza Italia adlı hareketi kurarak ülkesinin siyasetini yenilemeyi ve diğer partilerin buhranları ve rüşvetçiliği yüzünden bezgin bir hale gelmiş olan yurttaşları parlamento seçimlerinde kendi partisi için kazanmayı umdu. Onu eleştirenler iş menfaatlerini politik mevkilerle karıştırmasından korktular.
Umberto Bossi idaresindeki ulusal sağcı Lega Nord ile birlikte çalışması da, şiddetli protestolara yol açtı. Forza Italia, Berlusconi'nin medyadaki gücü sayesinde, 1994'te parlamento seçimlerinden en kuvvetli politik güç olarak çıktı. Berlusconi dört neo-faşist bakanın da bulunduğu bir koalisyon hükümetinin başbakanlığına getirildi.
Rüşvetçilik sanıklarının tutuklanmamasını öngören bir kararname çıkarttıysa da yükselen protestolardan sonra kararname taslağını geri çekmek zorunda kaldı. Kaldı ki erkek kardeşi ve holding ortağı Paulo da rüşvetçilik şüphesi üzerine tutuklanmıştı. 1994 yılının Aralık ayında hükümetin başı olan Berlusconi hakkında da bir hazırlık soruşturması açıldı. Koalisyon aynı ay içinde bozulunca Berlusconi istifa etti.

24/2/2009

Dr. Kostas Karamanlis

Yunanistan'da siyasete yön vermiş bir ailenin üyesi... Ülkenin en etkili siyasetçilerden biri olan Konstantin Karamanlis'in yeğeni.
Atina'da 1956 yılında doğan Karamanlis, Atina Üniversitesi Hukuk Fakültesini bitirerek, Amerika Birleşik Devletleri'nde diplomasi tarihi doktorası yaptı.Siyaset basamaklarını hızla tırmanan Karamanlis, Yunan tarihine yön veren önemli ve güçlü ailelerden birinin üyesi.Amca Konstantin Karamanlis, 1955-1963 ardında da, 1974-1980 arasında Yunanistan'da başbakanlık koltuğunda oturdu.
1980'lerde parti içinde sivrilen Kostas Karamanlis, 1996 yılında bir seçim yenilgisinin ardından yeni umut olarak parti liderliğine getirildi.Amcasının 1955’te 48 yaşındayken seçilmesiyle elde ettiği en genç başbakan unvanını da devralan 47 yaşındaki Karamanlis, hayır işleri alanında son derece faal olan Natassa Karamanlis ile evli. Çiftin 2003’te dünyaya gelen ikiz çocukları var.
Kostas Karamanlis, Yunanistan’ı, 1979’da Avrupa Ekonomik Topluluğu’na sokan amcası Konstantin Karamanlis gibi, Avrupa’yla entegrasyonu savunuyor. Karamanlis seçim kampanyasında, rakibi Yorgo Papandreu gibi, Türkiye’yle iyi ilişkiler kurulmasını işledi ve Türkiye’yi Avrupa Birliği yolunda destekleyeceklerini vurguladı.Karamanlis’in Kıbrıs konusundaki tavrı da, sorunun Annan Planı çerçevesinde müzakere edilmesi yönünde. Batı Trakya’da, geçmişte demokratik bir ülke ile bağdaşmayan bazı uygulamalar yapıldığını dile getiren Karamanlis, etnik kökene dayalı bir azınlık tanımlaması yapmayacağını ifade ediyor.
2000'de kıl payı kaybetmişti Yeni Demokrasi Partisi'nin lideri olarak PASOK'la girdiği ilk çatışmada, yani 2000 yılı Nisan ayı seçiminde kıl payı kaybeden Karamanlis, bu yenilginin ardından zaman zaman katı yöntemler uygulayarak partisi üzerindeki kontrolünü sağlamlaştırdı.
2000 yılı seçimlerini kaybeden Karamanlis için "Bir sonraki seçimin galibi olacak" yorumları siyasi gözlemcilerin ağızından düşmüyordu.Ülkenin en genç başbakanı unvanını taşıyacak Kostas Karamanlis, daha önce seçimle iş başına gelip bir görevde bulunmadı.Bu yüzden, muhalifleri Karamanlis'in siyasi deneyimi olmadığı iddiasını görev süresi boyunca kullanacak gibi görünüyor.Yunanistan’da genel seçimlerden yeni bir iktidar çıktı.
11 yıl süren sosyalist PASOK partisi yönetiminin ardından merkez sağdaki Yeni Demokrasi Partisi iktidarı devraldı. İçişleri Bakanlığı, ülke genelinde oyların yüzde 97’sinin sayıldığını ve YDP’nin yüzde 45.50, PASOK’un yüzde 40.57 oranında oy aldığının belirlendiğini duyurdu.

Pasok'tan Kutlama İlk sonuçların alınmasının ardından PASOK lideri Yorgo Papandreu düzenlediği basın toplantısıyla rakibi Kostas Karamanlis’i kutladı. Papandreu ayrıca, yeni iktidarı Kıbrıs konusunda yeni zor bir döneme girildiği uyarısını yaptı.
Yunanistan Başbakanı Kostas Simitis ise, Yunan halkının genel seçimlerde tercihini yeni bir hükümetten yana kullandığını söyledi. Simitis, basına yaptığı açıklamada, seçimi kazanan YDP’nin, yapıcı politikalar uygulayarak, halkın bu tercihine karşılık vermesini umduğunu belirtti.
Yunanistan Başbakanı Kostas Simitis, Yunan halkının genel seçimlerde tercihini yeni bir hükümetten yana kullandığını söyledi. Simitis, basına yaptığı açıklamada, seçimi kazanan Yeni Demokrasi Partisi’nin (YDP), halkın bu tercihine, yapıcı politikalar uygulayarak karşılık vermesini umduğunu belirtti.

24/2/2009

Benazir Butto


21 Haziran 1953 yılında Karaçi, Pakistan'da doğdu.
Harvard ve Oxford üniversitelerinde eğitim gördü. Harvard Üniversitesi'ni Hindistan'ın Doğu Pakistan'a asker gönderdiği ve babasının Batı Pakistan savunma bakanı olarak Birleşmiş Milletler'de temaslar kurmak üzere New York'a gitmek zorunda kaldığı 1971 yılında bıraktı.
Oxford Üniversitesi'ni bitirdikten sonra Pakistan'a geri döndü. Babasının tutuklanıp idam edilmesinden sonra ev hapsinde kaldı. 1984 yılında yurt dışına çıkmasına izin verilmesiyle, Büyük Britanya'ya taşındı ve orada sürgünde babasının partisinin liderliğini yaptı. 1987 yılında çimento fabrikatörü Asif Ali Zardari ile evlendi.
Askeri cuntanın şefi Ziya Ül Hak'ın 1988'de ölümünden sonra Pakistan'da 1977 yılından beri ilk kez serbest seçimler yapıldı. 19 Kasım 1988 tarihindeki bu seçimleri kazanan Butto, ilk kez bir müslüman ülkenin kadın başbakanı oldu. 2 Aralık'ta başbakan olarak göreve başladı. Yoğun yolsuzluk suçlamaları altında kalan hükümet 20 ay kadar sonra, askeri güçlerin desteğindeki devlet başkanı Gulam İshak Han tarafından, yeni seçimlere gidileceği gerekçesiyle devrildi. Ancak Butto aleyhindeki suçlamalar yargıya yansımadı. Yeni hükümeti Navaz Şerif kurdu. 1993 yılında Butto yeniden seçildiyse de, 3 yıl sonra hükümet yine yolsuzluk suçlamaları altında, devlet başkanı Faruk Leghari tarafından düşürüldü. Yüksek mahkeme de devlet başkanının kararını onayladı. Ancak Butto ve eşi Zardari hakkındaki suçlamaların doğruluğu kesinleşmedi.
Butto'ya yönelik eleştirilerin başlıca kaynağı Butto'nun ulusal reformları sonucu politik güçlerini yitirmeye başlayan Pencap bölgesindeki zengin toprak sahipleri ve bu bölgenin seçkinleriydi. Butto eski feodal yapıya karşı mücadele etti ve bu yapıyı Pakistan'ın stabilizasyonu önündeki engel olarak niteledi.
1999 yılında, Pervez Müşerref'in liderliğinde gerçekleşen askeri darbe sonrasında Pakistan'ı terk etmek zorunda kaldı. Birleşik Arap Emirlikleri'nin Dubai kentine yerleşti.
2002 yılında Pervez Müşerref pratikte Butto'yu hedef alarak başbakanların en fazla iki dönem görev yapabilecekleri yolunda bir anayasa değişikliği yaptı.
2007 yılında Butto'nun yeniden başbakan olma olasılığı doğdu. Ocak 2008'de yapılacak olan başbakanlık seçimlerine katılma olasılığı doğan Butto hakkında açılan davaların o zamana kadar sonuçlanması bekleniyor.Seçim çalışmalarına katılmak üzere Pakistan'a dönüş kararı alan Butto'ya karşı, El Kaide örgütünün saldırı tehdidinde bulunması üzerine, Müşerref, Butto'nun dönüşünü ertelemesini ve yüksek mahkemenin kendisiyle ilgili af istemine ilişkin kararını beklemesini istedi. Bu isteğe uymayan Benazir Butto, 18 Ekim 2007 gecesi, 8 yıllık sürgünden sonra Pakistan'a geri döndü. Ancak yandaşlarının sevgi gösterileriyle karşılanan Butto aynı gün bombalı bir suikast girişimine hedef oldu. Karaçi kenti yakınlarında gerçekleşen ve Benazir Butto'nun yara almadan kurtulduğu bu saldırıda 138 kişi yaşamını yitirdi, 248 kişi de yaralandı.27 Aralık 2007 tarihinde,  miting yaptığı alana, intihar saldırısı düzenlenen Butto, kaldırıldığı hastanede yaşamını yitirmiştir.

24/2/2009

Mahmut Celal Bayar


Türkiye Cumhuriyeti'nin 3. Cumhurbaşkanı olan Celal Bayar, 16 Mayıs 1883 tarihinde Bursa-Gemlik'te doğdu. İlk ve orta öğrenimini babası Abdullah Fehmi Efendi'nin yanında yapan Bayar, Gemlik mahkeme ve reji kalemine memur olarak girdi. Daha sonra Ziraat Bankası'nda çalışmaya başladı. Bu arada Harir Darutariri okuluna devam etti.
1990'da İttihat Terakki Cemiyeti'nin kurduğu gönüllüler taburuna yazıldı. Zamanla bu partinin sayılı üyeleri arasına girdi. İzmir'de kurulan cemiyetin genel sekreterliğini yürüten Bayar, Kız Lisesi'nin ve Şimendifer Okulunun açılmasına ön ayak oldu.
I. Dünya Savaşı'ndan sonra İzmir'de kurulan Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti'nin de faal üyeleri arasına katıldı. 1920 tarihinde Bursa milletvekili olarak Büyük Millet Meclisi'ne katılan Bayar, aynı tarihte İktisat Bakanlığı'na vekalet etti. Çerkez Ethem'in isyanı sırasında, Ethem'i ikna etmek için gönderilen heyete başkanlık etti. 1921'de İktisat Başkanlığı'na getirildi. Lozan Konferansı'na müşavir üye olarak katıldı. 1924'te Türkiye İş Bankası'nı kurma görevini üstlendi. 1937'de İsmet İnönü'nün başbakanlıktan ayrılması üzerine, Atatürk tarafından Türkiye Cumhuriyeti'nin 14. Başbakanı olarak tayin edildi ve ilk kabinesini kurdu. Atatürk'ün ölümünden sonra, Cumhurbaşkanlığı'na seçilen İsmet İnönü tarafından da başbakan olarak tayin edildi. Daha sonra İnönü ile anlaşamadığından, yerini 3 Mayıs 1939'da Doktor Refik Saydam'a bıraktı. CHP'de arkadaşları ile 1945'de Dörtlü Takrir'i verinceye kadar görev aldı ve bu tarihte Adnan Menderes, Fuat Köprülü ve Refik Koraltan ile birlikte Demokrat Parti'yi kurdu. 14 Mayıs 1950 genel seçimlerinde genel başkanı bulunduğu Demokrat Partinin iktidarı büyük çoğunlukla kazanması ile 22 Mayıs 1950'de toplanan Türkiye Büyük Millet Meclisi Bayar'ı Cumhurbaşkanlığına seçti. 1954-1957 genel seçimlerinden sonra da Meclis tarafından Cumhurbaşkanlığına seçilen Celal Bayar, 10 yıllık Cumhurbaşkanlığı döneminde Adnan Menderes'i başbakan olarak tayin etti. Bayar, 27 Mayıs 1960'da Türk Silahlı Kuvvetleri'nin yönetime el koymaları ile tutuklanarak Yassıada'ya götürüldü. 16 ay süren soruşturma ve yargılamadan sonra, Yassıada Yüksek Adalet Divanı tarafından, 15 Demokrat Parti, ileri geleni ile birlikte idama mahkum edildi.(15 Eylül 1961)
Milli Birlik Komitesi, idamlardan üçünü (Menderes, Zorlu, Polatkan) onaylarken, başta Celal Bayar olmak üzere, 12 Demokrat Parti ileri geleninin idam hükmünü müebbet hapse çevirdi.
Yassıada'dan Kayseri cezaevine götürülen Bayar, orada rahatsızlandı, evinde tedavi edilmek üzere serbest bırakıldı (7 Kasım 1964).
22 Ağustos 1986 tarihinde İstanbul'da vefat etti.Reşide Eynegöllüzade Hanım ile evlenen Bayar Üç çocuk babası idi ve Fransızca bilirdi. Çocukları Refii Bayar, Turgut Bayar, Dr. Nilüfer Bayar'dır.

 

24/2/2009

Wisnton Churchill


Wisnton Churchill, Oxfordshire’da, 30 Kasım 1874’te, Lord Randolph Churchill’in oğlu olarak dünyaya geldi. 1895'te Kraliyet Harb Okulunu bitirdi ve orduya girdi. Boerler savaşında esir düştü ve kaçarak milli kahraman haline geldi. On ay sonra, Muhafazakar partiden milletvekili seçildi.
1904’te Liberal Partiye girdi. 1911’de Bahriye Nazırı oldu. Başarılı siyasi kariyeri 1916 Gelibolu yenilgisinden sonra düşüşe geçti. Sadece donanmayla Çanakkale Boğazının geçilebileceği, ardın da rahatça İstanbul’a ulaşılabileceği konusundaki ısrarcı tavrı, Türklerin umulandan çok daha başarılı bir savunma yapması; müttefik ordusunun tarihi yenilgisine yol açtı. Bu başarısızlığın mimarı olarak nitelendirilen Churchill, İngiliz halkı karşında çok zor bir durumda kaldı ve muhaliflerinin de zorlamasıyla görevinden ayrıldı. Ancak 1917’de Cephane Bakanlığına ve Harbiye Bakanlığına getirildi. 1924'te tekrar Muhafazakar Partiye girdi. Maliye Bakanı oldu (1924-1929).
1939'da bir kez daha Bahriye Nazırlığına ve 1940'ta N. Chamberlain'ın yerine Başbakanlığa getirildi. İkinci Dünya Savaşında izlediği savaş politikası ve Roosevelt ile kurduğu iyi ilişkiler onu İngiliz tarihinin en önemli devlet adamları arasına soktu. Gene bu dönemde Müttefik Devletlerin Balkanlar'a kaydırmağa çalıştığı strateji konusunda Ruslarla çalıştı. Ancak S.S.C.B.'nin burada hakim duruma geçmesinden de çekiniyordu. Bu yüzden savaşın başından itibaren stratejik önemi büyük olan Türkiye'yi savaşa sokmağa çalıştı. Kahire ve Adana'da Türk yöneticileriyle bu konuda yaptığı görüşmelerde, Türkiye'nin istediği askeri yardımı vermeğe de yanaşmadı. Savaş sonrası Avrupa ülkelerinin birleşmesini sağlayan Kuzey Atlantik Paktı, Avrupa Konseyi gibi kurumların oluşması için büyük çaba gösterdi. 1951 seçimlerinde tekrar iktidara geldi. 1955'te görevlerini A.Eden'e bırakarak siyasetten çekildi.
Son yıllarını daha çok yazarak ve resim yaparak geçirdi. 1953 yılında Nobel Edebiyat Ödülünü kazandı. 1963’te Amerikan Devleti, kendisine onursal vatandaşlık verdi. 1965 yılında, 90 yaşında öldü ve Blenheim Palace’a gömüldü.

 



« Önceki::

Blogcu ile yapıldı